DNA Hasarı ve Tamiri

DNA Nedir? DNA, bir sırada dizilerek DNA molekülünü genişliğinden binlerce kat daha uzun yapan nükleotit adındaki küçük birimlerden meydana gelen çok büyük bir moleküldür. Her nükleotit 3 bölüme sahiptir: şeker molekülü, fosfat molekülü ve azotlu baz denen bir yapı. Azotlu baz, genetik bilgiyi taşıyan nükleotitin bir parçası olduğundan bazen “nükleotit” ve “baz” sözcükleri yer değiştirebilirler.

Bazı çalışmalar, tek bir insan hücresi DNA’sının her gün 10.000 kez den daha fazla hasar gördüğünü bulgulamıştır. Başlangıç olarak, hücrelerde doğal olarak oluşan yaşam-sürdürücü kimyasal reaksiyonlar zararlı yan ürünler üretirler, bu DNA’da hasara sebep olur. Yine, kanserojen denen ve günlük anlamda bizi çevreleyen bir çok şey sürekli hücrelerdeki DNA’ya zarar vermektedir. Hücrelerimiz bu hasarları gidermek konusunda usta olsalar da, bu hasarlar yıllar boyunca birikebilirler.

DNA Hasarı ve Tamiri

Vitaminler, DNA’nın bütünlük ve istikrarını korumakta önemli rol oynar. Beta-karoten gibi karotenoidler genomik istikrarı kesin anlamda koruyan antioksidanlar olarak görülmektedir. B3 vitamini, B9 (Folat), ve B 12 (Kobalamin) de DNA metabolizması için gerekli maddelerdendir. B9 ve B-12 vitaminleri özellikle DNA’nın yapısını ve metilasyon düzenini koruyabilmesi için gereklidir. D vitamininin de DNA yapısının istikrarında rol oynadığı görülmüş ve kemik sağlığı, MS, hipertansiyon ve olası kanser durumuna karşı koruma sağladığı gösterilmiştir.

B9 ve B12 Vitamini

Normal kırmızı hücre oluşumu, doku ve hücresel onarım ve DNA sentezi için hem B12 vitamini hem de Folat gereklidir. B9 vitamini, MTHFR adlı enzimin aktivitesini geliştirir, bu enzim, nükleit asit üreten bir araçtır. B9 vitamini ve MTHFR enzim fonksiyonu olmadan, hücreler gerekli nükleit asiti üretemezler.

B6 vitamini

Yeni bir araştırma, hangi kilit besinlerin DNA onarımını gerçek anlamda desteklediğine dair önemli bilgiler vermiştir. Bunlar arasında, B6 vitamini “DNA Koruma Ekibinin” en önemli oyuncusu olarak öne çıkar. Bu vitamin yüksek oranda, muz, kırmızı biber, balık, ceviz ve patatesde bulunur. B6, bir başka B vitamini olan folat’ı; bir DNA bileşiği olan thymin’e çevirir. Washington State University’de yapılan çalışmadan sadece bir ay sonra, B6 bakımından zayıf bir diyet izleyen katılımcıların DNA zincirlerinde, başlandıklarına oranla %75 daha fazla kırılmalar sergilemişti. Öngörülen miktarda B6 vitamin takviyesi, DNA’larındaki sorunu gidererek normal haline geri getirdi. Bu nedenle büyük ölçekteki epidemilojik çalışmalarda, gerekli miktarlarda B6 tüketenlerin, kolon, prostat, akciğer, gastrik ve pankreas kanser risklerinin daha az olduğu tespit edilmiştir.

B2-B3 Vitamini ve Koenzim Q10

Kilit DNA tamircisi Poli (ADP-ribose) polimeraz, ya da PARP adlı onarıcı enzimi yapabilmek için B3 vitaminine gereksinim vardır. Bu enzim ve diğer DNA onaran enzimler, yaşlanma sürecini yavaşlatır ve kansere sebep olan mutasyonların uzun-dönem riskini kısaltır. British Journal of Nutrition’de yayınlanan  bir çalışma, günlük B3 (50mg), B2 (10 mg) ve koenzim Q10 (100 mg) içeren bir diyetin PARP aktivitesini çoğalttığı ve meme kanseri olan kadınlarda gen onarımını geliştirdiğini göstermiştir. PARP aynı zamanda, genel gen istikrarının korunmasına yardımcı olur ve kanseri etkisizleştiren p53 geninin etkinliğini arttırır.

C vitamini

C vitamini ile ilgili 1998 yılında yayınlanan bir araştırma raporu; günlük 50 mg C vitamini alımının DNA onarım enzimleri düzenlemesi ve antioksidan etki yönünden bu vitaminin rolünü göstermiştir.

D vitamini

Fizyoloji Profesörü John White’ın araştırmasına göre, D vitamini kanserle mücadele eden özelliklere sahiptir. “Çalışmalarımızın sonuçlarına göre, D vitamininin genişlemiş üretimi; DNA’yı tamir eden mekanizmanın canlanmasını sağlamakta…”diyor Prof White. D vitamininin etken formu, konsantrasyonlarında anti-kanser etkileri ve aynı zamanda yan etkiler ortaya koyduğundan, engel teşkil eder. Vücuttaki kalsiyumu gereğinden fazla harekete geçiriyor.” diye ekliyor Prof. White. Bu sebepten dolayı ekibiyle birlikte, Canadian Institutes for Health Research’ün verdiği fon sayesinde, hücre kültürleri ve fareler üzerinde, D vitamini türevi olan EB1089 adlı bileşiği uyguladılar. “D vitamini ile tedavi edilmiş hücrelerde, GADD 45 proteine rastlanıyordu; bu da, DNA’larını tamir edecek daha fazla hücre kapasitesi anlamına geliyordu,” diyor Prof. White.

Çinko ve Fosfor Minerali

Çinko ve fosfor, DNA sentezinde sıkça kullanılır. Fosfor, DNA sarmalında “fosfat omurgası” üretmek için gereklidir, çinko ise DNA replikasyonunu başlatan enzimler için kullanılır.

Selenyum

Selenyum, vücudu serbest radikallerin zararlarından korumak için; E, C, glutasyon ve B3 vitamini ile birlikte çalışır. Selenyum; oksidatif stres, DNA metilasyonu, DNA onarımı, enflamasyon, apostosis, hücre çoğalması, kanserojen metabolizma, hormon üretimi, anjiyogenez ve bağışıklık fonksiyonunu etkiler.

DNA ve Resveratrol

Resveratrol kırmızı üzümün kabuğunda bulunan ve aynı zamanda, birçok bitkinin, olumsuz koşullara maruz kalmasıyla ürettiği bir maddedir. İlk kez, Harvard Medical School  araştırmacıları ve arkadaşlarının 2003’de Nature’da raporda belirttiği gibi, Sinclair tarafından yaşlanma karşıtı özellikleri tespit edilmiştir. 2003 yılındaki çalışma resveratrol ile işlem görmüş mayanın %60 daha fazla yaşadığını göstermiştir.

2003’den beri resveratrolün, kurt ve sineklerin yaşam ömrünü %30, balıkların ise neredeyse %60 oranında yükselttiği görülmüştür. Ayrıca iki ayrı hayvan modeli üzerinde (kurtçuk ve fare) Huntington hastalığına karşı koruma gösterdiği, Nicholas Wade’in Sinclair Çalışmaları üzerine “Cell” de yayınlanan raporunda belirtilmiştir. Aynı zamanda resveratrolün aktive ettiği sirtulin adlı enzimin, yaşlanma yüzünden DNA’da oluşan kırılmaları iyileştirmekte olduğuna da değinilmiştir. Sirtuin’ler denen gen ailesini etkinleştirerek, DNA’yı onarıyor ve yaşlanma sürecini yavaşlatıyordu.

Bazı araştırmacılar, gen düzensizliğinin yaşlanmayla ilgili olduğunu düşünmektedir: Hücreler yaşlandıkça daha az SIRT1 üretiyor, görünürde, hasarlı DNA’yı onarma gücü azalıyor ve uyuyan genleri bastırıyordu. Bilimsel çalışmalar, resveratrolün hücre içi onarımda oldukça verimli olduğunu, daha sağlıklı kan damarları yarattığını ve beyin dokularını koruduğunu kanıtladı. Yapılan araştırmalar, resveratrolün, belirgin bir antioksidan koruma sağladığı ve hücre yaşamını uzattığı, yaşayan hücre çekirdeğine derin bir şekilde nüfuz ettiğini göstermiştir. Resveratrol hücrenin yaşamını uzatan enzimi etkinleştirir, bu durum hücreye kendi DNA’sını onaracak zamanı tanır, ve hücrenin son işi olan kendini yok etme genini etkinleştirmeden önce uzunca yaşamasını sağlar.

Yaşlanmanın birincil nedeni, yaşlı hücrelerin kendi DNA’larını her yeni hücrede aynısını kopyalayabilme yeteneğini yavaş yavaş kaybetmesidir. DNA’nın bu ”hatası” yüzünden kullanılamaz ve küçük parçaları biriktikçe enkaz halini alır, sonunda durur ve hücrenin düzgün çalışmasını engeller. DNA ile birlikte gelişen bu “çöp” hali sonunda hücrenin bozulması ve ölümüne yol açar. Ancak, resveratrol DNA’nın hata ve enkaz miktarlarını azaltma becerisine sahiptir, %60 gibi benzersiz bir oranla yaşam uzatma genini canlandırır. Bu yüzden araştırmacılar resveratrol’ün yaşlanma sürecini yavaşlatmakta büyük önem taşıdığını belirtiyorlar.

AC-11

AC-11, Cats Claw (kedi pençesi) bitkisinin patentli ekstresidir. AC11  Cats Claw ürünlerinin aksine, karboksi alkil esterlerinin (CAE) patentli sınıfını içeren, kapsamlı araştırmalarla doğal DNA onarım geliştiricisi olduğu kanıtlanmış etkilere sahip tek üründür. Hakemli bilimsel ve klinik, üçüncü taraf  laboratuar ve üniversite tıp merkezlerinde yapılan çalışmalar, AC-11’in vücudun DNA onarımındaki doğal yeteneğine olan etkisini göstermiştir.AC-11’in formülü, DNA üzerinde uzman profesör Ronald W. Pero’nun 30 yıllık çalışmaları sonucu geliştirilmiştir. CAE’ler, AC-11’in birincil aktif bileşenlerini oluşturan kompleks moleküler zincirdir. AC-11®’in, DNA onarımı ve bağışıklık geliştirimesi ile ilgili etkinliğinin yaklaşık %90’ından sorumludur.

---------

Yukarıda yeralan metin haber ve bilgi amaçlı hazırlanmış olup, hekimin uygulayacağı teşhis ve tedavisinin yerine geçmez. Herhangi bir tedavi sürecine başlamadan önce mutlaka sağlık uzmanının görüş ve onayı alınmalıdır.

Share on:

“DNA Hasarı ve Tamiri” üzerine 2 yorum

  1. Mrb yuzdeki lekeli olan bölgelerin dna si zarar gördüğü için mi lekeler geçmez. DNA kendini onarıp bu lekeleri zamanla atarmi ..bilgi verirmisiniz teşekkür ederim

  2. Merhabalar,Değerli Arkadaşlar! Geçen hafta Rusya’dan gelen bir uzman-doktorun seminerine katıldım. O seminerde kendisi ”Üzüm Çekirdeyi Ekstresi” nden bahsetti. Bu ürün ile 3 sene önce zaten tanışmıştım, kendim bizzat kullandım. Yükarıda yazılanlara da tamamen katılıyorum.
    Bu ürün Türkiyede bulunduğu için (hemde birçok ürünün arasında- en iyisi) çok şanslıyız. Bilgi almak isteyenler beni bu numaradan arayabilirler: 0 531 368 93 24

Yorum yapın

css.php