Ultraviyole Kan Işınlama Tedavisi Nedir?

Ultraviyole Kan Işınlama Tedavisi, kısa adıyla UVBI, çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan, basit ve güvenli bir yoldur. Prosedür, 200 cc kanın (yaklaşık bir su bardağı kadar) vücuttan alınıp, kuvarz bir küvetten geçerek, ultraviyole ışığa maruz bırakılması ve vücuda geri döndürülmesidir. Kullanılan ultraviyole ışık, güneş ışığı ile aynı dalga boyundadır.

UVBI Tedavisini Savunanların Görüşleri

Ultraviyole Kan Işınlama taraftarları, UV ışığına maruz kalmanın, vücuttaki virüs, bakteri ve mantarları öldürdüğünü ve kandaki toksinleri nötrize ettiğini savunmaktadırlar. Hatta, UV ışığına maruz kalmış çok az bir kan miktarının bile, kan dolaşımına tekrar dahil edilebileceğini ve kanser hücreleri dahil istilacı hücrelerle savaşan bağışıklık sistemine destek sağlayacağını savunanlar da vardır.

Tıpta, Ultraviyole Kan Işınlamasına, fotoferesiz veya ekstrakorporeal fotokemoterapi adı verilir ve esas olarak T-hücresi lenfomayı engellemek üzere kullanılır. Aynı zamanda, başka koşullarda da kullanılabilir. İşlem sırasında, hastadan kan alınır ve farklı hücre gruplarına ayrılır. Kanın sıvı ölçüsüne göre; genellikle alyuvarlar, belli ilaçlar ile ışığa daha hassas bir hale getirilir. Daha sonra UV ışığına maruz tutulur ve hastaya geri enjekte edilir. Bu süreç bir immünoterapi formu olarak kabul edilir ve genellikle 3-5 saat sürer.

UVBI’nin kontrendike olduğu ve belli insanlar için uygun olmadığı hastalıklarda da mevcuttur. Bunlar polfiri, fenilketonuri gibi kalıtsal hastalıklar, exeroderma pigmentosum, akut fotodermatis, ve güneş ışığı ya da UV’nin diğer formlarına olan aşırı duyarlılık.

UV ışını ilk kez, 1801 yılında, Johann Wilhelm Ritter tarafından keşfedilmiştir. 1800’lerin sonlarına doğru, doktorlar güneş ışığı ve sağlık arasındaki bağlantıyı araştırmaya başlamışlardır. Ritter’in keşfinden sadece yüz yıl sonra, 1903 yılında, Niels Ryberg Finsen, UV ışını ve hastalık ile ilgili çalışmasından ötürü, Tıp Fizyoloji Nobel Barış ödülünü kazanmıştır. Lupus Vulgaris adlı çirkinleştiren bir deri hastalığından muzdarip 300’e yakın hastasını iyileştirmişti. Çalışması, ışığın bakteriyi öldürdüğünü gösteren bir önceki çalışmasına dayalıydı.

UV ışını, bir çok yıldır dejenfektan olarak kullanılmaktadır. En kirlenmiş nesneler bile bu tür bir ışına maruz kaldıklarında virüs ve bakterilerden hızla arınabilirler. Ancak ultraviyole radyasyonunun  dramatik etkisi, bağışıklık sistemini ve çeşitli enzim sistemlerini uyarmasıdır. Küçük bir miktar kan, ultraviyole ışınına tabi tutulduğunda, şaşırtıcı bir şey olur. Muhtemelen, lenfokin üretimi yüzünden oluşan mekanizma sayesinde, bağışıklık sistemi aktive olur ve, ya kanser hücrelerine ya da istilacı organizmalara saldırır.

UVBI, kana enerji aktarır. Kanda oluşan ultraviyole etki, vücutta güçlü bir yanıt oluşturarak kandaki kimyasal enerjiler üzerinde etkinlik yaratır. Beyaz kan hücreleri stabilize olmaya başlar. Kanın kendisi dengelenmeye geçecektir. Eğer vücut kansızsa, fotolüminesans, kırmızı kan hücreleri oluşturma yoluna girecektir. Fotolüminesans, karaciğerin yağlardan kurtulmasına sebep olur ve böylece  trigliserid gibi sorunlar çözülür. Karaciğerin etkin bir detoksifikasyon işlemine girişmesini sağlar. Fotolüminesans, hücre geçirgenliğini yükselterek, vücudun enfeksiyonlarla savaşan antikorlar üretmesini destekler.

Fotolüminesans dolaylı yollarla patojenik mikroorganizmalara saldırarak hücre zarlarında, hücrelerin  enfeksiyonla savaş becerilerini yükselten bir kimyasal reaksiyona sebep olur. Ultraviyole ışığa maruz kalan kan, sekonder radyasyon yaymaya devam eder. Bazı bilim adamları, ultraviyole kan ışınının gittikçe artan etkilerini bu duruma bağlamaktadır. Her tedavi, bir öncekinin üzerine kurularak eskisinin etkilerini arttırır.

Ultraviyole Işın Tedavisi, derideki T-hücreleri lenfoma tedaviside kullanılmak üzere FDA tarafından onaylanmıştır. Fotoferez, bazen geleneksel olarak, normal tedavilere yanıt vermeyen, organ nakli reddi veya Graft Versus Host Hastalığında (kemik iliği ya da kök hücre nakli ile ilgili bir komplikasyon) kullanılır.

Fotolüminesans Terapisinin ilk kullanımı, (biyofotonik terapi de denir), Ultraviyole Kan Işınlama Tedavisi adı altında, 1922 yılında Kurt Naswitis tarafından uygulanmıştı. Naswitis, kanı doğrudan bir şant yoluyla ışınlamıştı. Emmet Knott, kanı, vücudun dışında ışınlayacak ve sonra tekrar hastanın kan dolaşımına geri yollayacak bir radyasyonlama sistemi kullanarak, bugün de kullanılan sistemin 1920 ön modelini geliştirmişti. Knott, 11 Eylül 1928’de modelinin patentini aldı.

Aynı yıl, ilk insan deneğinin kanını ışınladı, septit vakası; kan yoluyla bulaşan bakteriyel enfeksiyon. Hasta 24 saatlik tedaviden sonra iyileşmişti. 1942’nin yazında, 6500 hasta, %95’den de fazla bir oran ile, hiçbir yan etki olmadan, Fotolüminesans Terapisi ile sağlığına kavuşmuştu. . 1940’larda, Knott, makinasında bir takım değişiklikler yaptı ve FDA, yeni modeline ses çıkarmadı.

Knott Kan Işınlama Tekniği; (American Blood Irradiation Society tarafından onaylı) 75-250 cc venoz kanı almak, 2.399 dalga boyu ve Knott hemo- irradyatörden geçerken 3.900 angstrom ünite radyan enerjiye maruz bırakmak.  Kan başlangıçta kullanılan venipunktur (damara girme) iğnesi kullanılarak hastaya geri gönderilir. Tüm sistemin “kapalı” olduğunun anlamı, kanın tüp sisteminin dışına hiç çıkmadığı, UV cihazından geçtikten sonra hastanın damarına geri yollandığı anlamına gelir. Tedavi 15-20 dakika içinde gerçekleşir.

1943 yılında, viral pnömomi tedavisinde, tek bir tedavi sonrası 24-76 saat içerisinde semptomların yok olması, 3-7 gün içinde öksürüğün kesilmesi, 24-96 saat içerisinde akciğerlerin temizlenmesi (sonrasındaki röntgen kanıtı eşliğinde) raporları verilmişti.

Tam bu zamanda, Dr Virgil Hancock, ve arkadaşları tarafından sunulan bir rapor, fotolüminesans terapisinden hemen sonra olanları aşağıdaki gibi listelemekteydi:

• Toksinlerin Etkisizleşmesi.

• Bakteri büyümesinin engellenmesi ve imhası.

• Oksijen ile birleşen kanın gücünde çoğalma ve organlara oksijen transferi.

• Hücresel ve humoral (beden sıvıları ile ilgili) bağışıklık canlanması (humoral bağışıklık; insan bağışıklık sisteminin karmaşıklığı anlaşılmadan önceki zamanlarda kullanılan deyim)

• Steroit hormonların aktivasyonu.

• Vazodilatasyon (Damar genişlemesi).

• Akyuvarların aktivasyonu.

• Trombosit birikimi azalması.

• Fibrinoliz uyarım (kan pıhtılarının parçalanması)

• Azalmış kan viskozitesi

• Kortikosteroid üretimin uyarılması

• Gelişmiş mikrosirkülasyon.

Bu noktadaki ilginç gözlem ise; tüm  bu çalışmaların, bağışıklık sistemi mekanizmasının nasıl çalıştığı bilgisinin çok öncesinde yapılmış olmasıydı. Ansızın, mekanizmanın nasıl çalıştığını dahi anlamadan, tedavide önemli bir atılım gerçekleşmişti.

1940’lı yılların başında, UV Kan Işınlama Tedavisi çeşitli Amerikan hastanelerinde uygulanmıştır. 40’ların sonuna doğru, tedavinin enfeksiyondaki etkinliği ve güvenilirliği ile ilgili raporlar çoğalmaya başladı. Ama antibiyotik tedavisinin başlamasıyla, bu raporlar aniden durdu.

International Journal of Biosocial Medical Research’de UVBI ile ilgili yayınlanan bir makaleden özet: “1940’lı yıllarda, Amerikan Literatüründe, enfeksiyonlarla ilgili alışılmamış bir tedavi detaylarının ortaya çıktığı göze çarpıyordu. Bu tedavinin, erken ve orta şiddetli enfeksiyonlarda tedavi oranı yaklaşık %98-100; ölümcül, can çekişen hastalarda ise %50 civarıdaydı. İyileşme sadece bakteri enfeksiyonları ile kalmıyor, aynı zamanda viral (akut çocuk felci), yaralar, astım, ve artriti de kapsıyordu. Son zamanlardaki Alman Literatürü de bir çok biyokimyasal ve hemotolojik belirteçlerle ilgili köklü gelişmeleri de bildirmekteydi. Ara sıra Herxheimer tipi reaksiyonların dışında hiçbir toksisite, yan etkiler ya da yaralanma rapor edilmemişti. Enfeksiyon tedavisinde, kimyasalların başarı oranı düşüklüğü göz önüne alınırsa, bu güvenli ve etkin tedaviyi hatırlamakta yarar vardır. “

Fotolüminesans, halen kanser tedavisinde deneysel konumdadır, ama Yale’den araştırmacılar, fotolüminesansın etkilerini, lenfomanın belirli türleri üzerinde incelemektedirler. 1940’lı yılların sonlarından, 60’ların ortalarına dek, Robert Olney adındaki Amerikalı cerrah, fotolüminesans ve kanser ilişkisi ile iligili derinlemesine araştırmalar yapmıştır.

Olney,  “American Journal of Surgery and Journal of the International College of Surgeons” gibi prestijli ve geniş anlamda takip edilen dergilerde araştırmaları yayınlanmış, tanınan bir cerrahtı. 1960’larda, Olney, fotolüminesans ile tedavi edilmiş 5 kanser hastası vaka incelemesi yayınladı. Olney’in dramatik vakalarından biri, Dr. William Campbell Douglass’ın  “Into The Light” adlı kitabında yayınlanmıştır. Kitaptan bir bölüm;

“DP, 30 yaşında beyaz, erkek, yaygın malign melonama (cilt kanserinin tehlikeli bir türü) tanısı ile hastaneye başvurdu. 11 yıl öncesinde, DP’nin sağ omzundan bir malign melonama alınmıştı. Dr. Olney tarafından hastaneye kabul edildiğinde, sadece kavikulanın (köprücük kemiği) hemen altında, üst sol göğüste, deri altı bir tümör kütlesi vardı. Eksizyon ve biyopsi ile, malign melonamanın geri döndüğü tespit edildi. O hızla, tüm vücudu saran metastas (tümör yayılması) geliştirdi ve tümör büyümesi yüzünden karın bölgesinde büyük bir şişlik belirdi. Solumada güçlük yaşıyordu, sık sık öksürüyordu ve durumu ciddiydi. Suratı masmaviydi ve karnındaki kanser hissediliyordu.

Hastaya hemen, ilk önce haftada 3 kez, sonrasında haftada bir kez olmak üzere ultraviyole kan ışınlama tedavisi (UVBI) uygulanmaya başlandı. Üç hafta içerisinde, sağ koltuk altında ve sağ gögüs duvarındaki geniş tümör kütleleri yok oldu; karın bölgesindeki tümör görünür bir şekilde ufaldı, diğer kitleleri daha az hissedilir bir hal aldı. Terapinin 6. haftası sonunda, hasta rahatlıkla soluk alıp veriyor, aşırı derecede şişi olan sağ ayağı normale dönmüş ve ağrı kesilmişti, karın bölgesinde hissedilebilir bir tümör ve sıvı olmaksızın iyileşmişti.”

Fotoferez, Yale University’inden Dr. Edelson tarafından, kemoterapinin UVBI’nin küçük bir dozu ile tetiklenmesi ile geliştirilmiştir. Işığa duyarlı bir kimyasal, tümör hücreleri için, tümörün kendi içindeki maksimum konsantrasyon sağlanarak, bir antikora kilitlenir. Tümörün UV ışını ile ışınlanması, tümörün kendi içinde, kemo maddenin, bir çeşit “akıllı bomba” gibi, spot üzerine salınmasına neden olur.

50’li, 60’lı yıllar ve sonrasında, sadece birkaç kişi UVBI tekniğini kullandı. 1970’lerde, Yale University, kemoterapik ajanları tetiklemek üzere, düşük voltajlı UV ışığı (fotolüminesans) geliştirdi, bu da FDA’nın, Yale’de kullanlılan “Ekstrakorporeal Fotoferez Kan Işıyıcı” aletini onaylamasına yol açtı. FDA onayı, HIV ve Graft-Versus-Host hastaları üzerinde klinik deneyler uygulanmasına izin verdi. Çalışmaların sona ermesinden 14-16 ay sonrasında, hastaların sadece yarısı HIV negatif olarak kalmıştı; HIV/AIDS ile ilgili deneyler başarılıydı.

Hepatitis Central website’a göre; ileri UBI teknolojisini geliştirmiş Energex Systems, UBI terapisinin viral yüklere (enfeksiyon şiddeti derecesinin belirleyicisi) olan etkileri ile ilgili, enfeksiyonlu 13 hasta üzerinde çalışmıştır. 3 katılımcının viral yükü %90 ve üzeri miktarda düşmüş, 8 tanesi en azından %50 oranında düşme göstermiş, iki denekte de hiçbir değişiklik olmamıştır.  (Uygulama sırasında nispeten az bir miktar – toplam kan hacminin %3-4’ü – kan alınır, alınan kan 20-30 dakika boyunca hassas miktarlarda UV ışığına tabi tutulur, sonra kanın vücuttan alındığı portal aracılığıyla vücuda geri verilir. Bu işlem, 16 günlük program boyunca 5 kez yinelenir)

Hepatit C enfeksiyonu üzerindeki UVBI terapisi etkisi, en iyi, UBI işlemlerinde kullanılan hemo-modüler makinalarının üretici firması Energex Systemleri tarafından açıklanmıştır. Energex, vücut dışında UV radyasyonuna tabi tutulan kanın, vücuda geri döndüğünde, bağışıklık sistemi uyarıcısı olarak hareket ettiği kuramını ortaya atmıştır. Bu destek, bağışıklık sisteminin hepatit C virüsü ile daha iyi savaşabilmesine sebep olmaktadır.

Konu ile ilgili raporlardan biri, hasta başına ortalama 3.28 UVBI tedavisi yapılmış 43 hastayı listelemiştir. Laboratuar çalışmaları, UVBI tedavisinden, ortalama 19.2 gün sonra oluşmuş klinik gelişmeleri onaylamıştır. Hastaların %60’ı, klinik anlamda sağlığına kavuşmuş ve 2 hafta ya da daha az bir sürede, işlerinin başına dönmüşlerdir.

Karşı Görüş

“Bazı klinik çalışma sonuçları  romatoid artrit, tip 1 diyabet, multipl skleroz, lupus, sistemik skleroz gibi hastalıkların tedavisi için umut verici görünmekle birlikte eldeki bilimsel kanıtlar UV kan ışınlama tedavisinin alternatif kullanımlara yönelik iddialarını desteklememektedir.”  (American Cancer Society)

---------

Yukarıda yeralan metin haber ve bilgi amaçlı hazırlanmış olup, hekimin uygulayacağı teşhis ve tedavisinin yerine geçmez. Herhangi bir tedavi sürecine başlamadan önce mutlaka sağlık uzmanının görüş ve onayı alınmalıdır.

Share on:

Yorum yapın

css.php